30 Aralık 2013 Pazartesi

RedHack Sözcüsü ‘Huysuz Şirin’ ve son dönemki sorunlar hakkında

Devrimci, yurtsever, aydın dostlarımıza, çeşitli milliyetlerden ve inançlardan ezilen cefakar, fedakar halkımıza,

CANLAR, DOSTLAR, YOLDAŞLAR
Fırtınalı bir süreçten geçiyoruz, faşizm RedHack’in cefakâr halkının umudunun bir parçası olmasını kaldıramıyor. 1997’den bu yana 17. yılına gireceğimiz RedHack gerçeği bugüne kadar binlerce ayak oyunu, komplo gördü, operasyonlar, kovuşturmalar soruşturmalarla yıldırılmaya çalışıldı.

2012 yılında Dışişleri bakanlığı hack olayından sonra ABD’nin resmen kınanmasıyla ‘terörist yaftası’ ile yargılanmaya başladı. Onlarca RedHack taraftarı bu faşizan tutumlardan dolayı bedel ödedi.

2012 yılı içerisinde sırf RedHack paylaşımlarını sosyal medya üzerinden yapan 7 kişiyi ‘RedHack yöneticisi olmak’ iddiasıyla 6 ve 9 ay süren tutuklamalardan sonra delil yetersizliğinden bırakmak zorunda kalan faşizm, Utku Kalı'yı çeşitli iftiralarla 8 ay askeri cezaevi'nde tecrit halinde işkencelerle hapsetti.

En son 22 Kasım 2013 tarihinde başlattığı bir operasyonla 14 masum insanı ‘RedHack’i yakaladık’, ‘RedHack’i çökerttik’ ‘Hepsi elimizde’ manşetleriyle gözaltına aldığını duyurdu. Fakat bu defa da ‘gol değildi’. Aralarında muhalif bir oyuncu dostumuzun da bulunduğu bu 14 kişinin RedHack ile ‘gönül bağı’ndan başka bir bağı olmadığı 4 günlük gözaltı sürecinin sonunda hepsinin serbest bırakılmasıyla anlaşıldı. Ne yazık ki bu olayda da faşizm hırsını alamamış, 14 kişi bırakıldıktan iki gün sonra, bizimle sadece sempatizan olmak dışında bir bağı kesinlikle olmayan Taylan Kulaçoğlu isimli bir esnafı aynen Utku Kalı örneğinde olduğu gibi tutuklamış Sincan F tipi hapishanesine göndermiştir. Halkımızın, avukatların ve bizlerin çabası sonucu bu dostumuz yaklaşık 10-15 gün sonra yeniden serbest bırakılmıştı.


28 Aralık 2013 Cumartesi

Gülen cemaati halk düşmanıdır – Doğan Emrah

Türkiye’deki sağından soluna radikalinden pasifistine siyasal oluşumların ortak ve berbat bir özelliği vardır: Koşullar değiştiğinde ve bir öncekine göre tersi bir pozisyon aldıklarında, önceki pozisyonları yok sayarak devam ederler. Özeleştiri hak getire.

AKP’ce temsil edilen Türkiye burjuva klikleri iktidar dalaşında devleti kitleyecek noktaya geldiler. Dün kol kola gidenler, bugün karşı karşıya geldi. Ama bu karşılaşmada tarafların aslında birbirlerinin ikiz kardeşi olduğunu kesin biçimde hatırlamak gerek.

Bu konuda uzun uzun teorik çıkarım yapmadan Gülen Cemaati’nin halk düşmanlığı tutumunun satır başlarını hatırlatmak gerekiyor. Ama bu tür satırbaşları sadece hatırlatma düzeyinde kalmamalı. CHP’nin Gülen cemaatiyle sıkı fıkı olan Sarıgül’ü İstanbul’da aday göstermesi gibi; Kılıçdaroğlu’nun ABD gezisinde Cemaat ile kahvaltı yapması gibi mide bulandırıcı tutumların teşhiri içinde mutlak kullanılmalı.

Komünizmle Mücadele
“Ve yine bu devreye ait bir teşebbüs de Erzurum’da Komünizmle Mücadele Derneği’ni açma teşebbüsümüz oldu. O güne kadar sadece İzmir’de vardı. İkincisi de Erzurum’da bizim gayretlerimizle açılacaktı.

“İsmi Ali’ydi, bir arkadaşı İzmir’e gönderip tüzük getirttik. Derneği kuracaktık. Ben bir vaazdan sonra anons ettim ve gençlerle Caferiye Camiinin önünde toplandık. Gayemiz komünizme karşı örgütlenmekti. Dernek ve cemiyet işlerinden anlayan bir akrabam vardı. O gelip bizi uyardı, bize yol gösterdi… Tabii, o gün için içimizde kanunları bilen de yoktu. Zaten Erzurum’daki arkadaşlar da, benim derneklerle bu kadar içli-dışlı olmamı biraz fazla buluyorlardı. Benim hareketlerimden rahatsız oldular. ‘Bu Komünizmle Mücadele Derneği’ de nerden çıktı? Sen, ‘Nurları oku. Bundan iyi mücadele olmaz.’ dediler. Daha sonra da ‘Meğer biz yanılmışız’ diyecekler ve Komünizmle Mücadele Derneğini onlar kuracaklardı. Fakat o gün için benim teşebbüslerim yadırganıp tenkit konusu yapılıyordu.” (http://bit.ly/K8BBV1)

12 Eylül
“Ve, işte şimdi, binbir ümit ve sevinç içinde, asırlık bekleyişin tuluû saydığımız, bu son dirilişi, son karakolun varlık ve bekasına alamet sayıyor; ümidimizin tükendiği yerde, Hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe bir kere daha selam duruyoruz.” (Fethullah Gülen, Başyazı, Sızıntı Dergisi, Ekim 1980 http://bit.ly/18tYzB6 )

Sivas Katliamı
“Kontrolden çıkan bu şiddet, misafirlerin kaldığı Madımak Oteli’nin perdelerinin tutuşturulması ile bir katliamla sonuçlandı. Aralarında Asım Bezirci, Nesimi Çimen, Muhlis Akarsu, Metin Altıok ve Hasret Gültekin gibi tanınmış isimlerin de bulunduğu, şenlikler için şehre gelmiş 33 davetlinin içinde yer aldığı toplam 37 kişi, bu otelde çıkan yangında dumandan boğularak veya yanarak hayatlarını kaybetti.” (15 Yıl Sonra Madıkma, Mümtaz’er Türköne, Zaman, 1 Temuz 2008, http://bit.ly/1hIQFEO)

“2 Temmuz 1993’te gerçekleştirilen Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak Oteli’nde yangın çıkmış, aralarında otel görevlilerinin de bulunduğu 37 kişi ölmüştü.” (Madımak Provokasyonuna Karanfilli Anma, Zaman, 2 Temmuz 2009,http://bit.ly/K9sRP3)

Gazi Direnişi
“Gazi olaylarını tetikleyen saldırıda ölen ‘Alevi dedesi’ değil kimsesiz biriymiş.

Saldırıda ‘Alevi dedesi’ Halil Kaya’nın öldüğü bir TV kanalından kamuoyuna duyurulurken haber, olayların tetiklenmesinde önemli rol oynadı. Ancak bunun büyük bir ‘provokasyon’ olduğu yıllar sonra ortaya çıktı. Saldırıda ölen Halil Kaya, sanıldığı gibi Alevi dedesi değil, naylon çadırda yaşadığı için cemevine yerleştirilen bir evsizmiş. Faili meçhul saldırıda ölen tek kişi olan 67 yaşındaki Halil Kaya’dan, binlerce yayında hâlâ ‘Alevi dedesi’ olarak söz ediliyor… Gazi Cemevi Başkanı Hıdır Elmas ise gerçeği bütün açıklığıyla anlatıyor.

Gazi Mahallesi’nde neredeyse bütün duvarlar yasadışı örgütlerin sloganlarıyla dolu. Birçoğu boyayla kapatılarak silinmiş. Emniyet, 12 Mart’ta bir olay beklemiyor; ancak tedbiri de elden bırakmıyor.” (Zaman, 10 Mart  2007,http://bit.ly/1cEf26X)

Kürtler ve PKK Zerdüşt
Kürt ırkçılığı ilhamını Türk ırkçılığından alıyor. Onlar da tarihin İslam öncesi evrelerine özel bir gurur ile sığınıyor. Onlar da cahiliye dönemine dair ırki seyahatler düzenliyor. Onlar da mitolojinin efsunkâr rüzgârıyla coşup, folklorik gösterilere başvuruyor. Her iki ırkçı zümrenin de görmediği; daha doğrusu görmek istemediği bir gerçek var. Türkler de, Kürtler de Müslümanlığı kültürel bir fantezi olarak algılamıyor; onu varoluş gerçeği olarak bizzat yaşıyor. Örgütlerin göz ardı ettiği bu hakikati vatandaş görüyor; tıpkı PKK’nın da, TİT’in de derin bağlantılarını gördüğü gibi. Kürtlerin en büyük talihsizliği, Kürt aydınının kendisine cesur bir söylem seçememesidir. “Zerdüşt Kürtler, Şamanist Türkler, Ekren Dumanlı, Zaman, 21 Mart 2006, http://bit.ly/1cEfJgM)

Açlık Grevinde Ziyafet ve Uyuşturucu
“‘Hayata Dönüş Operasyonu’ kapsamında, Tokat’ın Turhal ilçesindeki E Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan ve açlık grevi yaptıklarını açıklayan 6 terör örgütü üyesi, yemek yerken jandarma tarafından yakalandı.

Cezaevinin 4. koğuşunda bulunan TKP–ML–TİKKO örgütü davalarından tutuklu Kamil Sekman, Ergül Koç, Alişan Akdeniz, Serhat Uğurlu ile DHKP–C üyesi İnan Yamaç ve Yıldıray Okuyan isimli örgüt üyeleri bir süre önce ‘F tipi cezaevlerini’ protesto etmek amacıyla açlık grevi başladıklarını açıklamışlardı. Cezaevine baskın düzenleyen jandarma, 6 örgüt üyesini yemek yerken yakaladı. Hastanede sağlık kontrolünden geçirilen 6 örgüt üyesinin sağlık durumlarının iyi olduğu bildirildi.

Bayrampaşa Cezaevi’nde ölüm oruçlarının sona erdirilmesi için gerçekleştirilen operasyondan sonra harabeye dönen cezaevinde yapılan aramada, uyuşturucu dahil birçok malzeme ele geçirdi.” (Zaman, 22 Aralık 2000, http://bit.ly/19nsr0g)

Roboski
“PKK Köylüleri Yem mi Yaptı?” (Zaman, 30 Aralık 2011, web arşivi, Habere dscoıgf, http://bit.ly/1cthv2B)

“Şırnak’ın Uludere ilçesinin Irak tarafında kalan bölgeye düzenlenen hava operasyonunda, sınırda kaçakçılık yapan 35 köylünün hayatını kaybetmesini bahane eden PKK yandaşları, doğu ve güneydoğu illeri ile bazı büyük şehirlerde terör estirdi.” PKK Yandaşları Kepenk Kapatmayan İş Yerlerine Saldırdı, Zaman, 31 Aralık 2011http://bit.ly/K8H7qQ)

Alevilere “Cami-Cemevi” ile Samimiyet Testi
Ankara Mamak’ta temeli atılan cami-cemevi projesi pek çok gerçeği birden su yüzüne çıkardı. Bir samimiyet testine dönüştü. Alevi-Sünni meselesinde kimlerin kafası karışık, kardeşliğin tesisini kimler istiyor, kimler köstekliyor, kim sorunun devamından yana, kim bu ayrılığı fitneye dönüştürmek istiyor…

“Hatırlayın lütfen; daha birkaç ay önce Alevi evlerine çarpı işareti konulmuş, yer yerinden oynamıştı. Sonra ortaya çıktı ve mahkemeye intikal etti ki, Alevilerin kapısına kırmızı boya çalanlar Aleviliği tepe tepe suistimal eden DHKP-C’den başkası değil. Bu örgüt canlı bombalarını ve örgüt yöneticilerinin cenazelerini cemevinden kaldırdıkça makul Alevi çoğunluk ıstırap çekiyor, iki arada bir derede kalıyor…” (Alevilik Testi, Ekrem Dumanlı, Zaman, 16 Eylül 2013, http://bit.ly/1cWhAs0

Gezi İsyanları
“Çevre Duyarlılığı Yakıp Yıkmaya Dönüştü” (3 Haziran 2013, Zaman Manşeti)

“Provokatörlere Suç Üstü” (6 Haziran 2013, Zaman Manşeti)

“Demokratik Taleplere Canımız Feda” (7 Haziran 2013, Zaman Manşeti)

“Sarısülük Davasında Polise Linç Girişimi” (24 Eylül 2013, Zaman, http://bit.ly/1ctRIHp)

“Zaman İstihbarat Şefi: Gezi Sırasında Camiye Bira Tenekesi Sonradan Konuldu” (Aralık 2013, Basından, http://bit.ly/1kMgTbY

“Özgürlük istemekle özgürlüğün genel bir değer olarak ne olduğunu ve nasıl tesis edilebileceğini bilmek ayrı ayrı şeyler. Taksim Platformu’nun (TP) mantığı ve tavrı bu tespitin en büyük ispatı. TP sözcüsü şöyle bir açıklama yaptı: ‘Gezi Parkı için referandum olmaz. Dünyanın gelişmiş demokrasilerinde toplumsal duyarlılık dikkate alınır ve gereği yapılır. Bilimsel gerçekler referandum yoluyla değiştirilemez.’’ Halk arasındaki deyişle, bu söze, ancak, ‘buyur burdan yak!’ diye cevap verilebilir. Bu açıklama hükümetin şikayetçi olunan ‘dayatma’sından kat kat güçlü bir dayatma, zira, Başbakan’a ‘sen de kimsin!’ diyebilirsiniz, ama ‘bilim’’e diyemezsiniz, değil mi? Bu, arkaik 19. yüzyıl pozitivizmine dayanan totaliter zihniyeti yansıtan bir duruştur.”

(Gezi Olayları ve Siyaseti Dizayn Teşebbüsü, Atilla Yayla, Zaman, 28 Haziran 2013, http://bit.ly/JwKze7
Yukarıdaki haberlerin, söylemlerin nicelerini bulabiliriz.

Tekrar ediyoruz:  Gülen cemaati halk düşmanıdır!

Ve onun bu halk düşmanı karakterini güncel olana bakarak görmezden gelen, yok sayan, Gülen Cemaati’ni meşrulaştırmak isteyen herkes onun suçlarına ortak olacaktır.
BirGün

27 Aralık 2013 Cuma

19 Aralık 2013 Perşembe

Devletin kanlı ironisi: Hayata Dönüş Operasyonu #19AralıkCezaeviKatliamınıUnutmuyoruz

19 Aralık 2000 tarihinde, F tipi cezaevlerine karşı 20 Ekim'den beri sürmekte olan Ölüm Oruçlarını sona erdirmek amacıyla 20 cezaevine birden yapılan operasyona verilen ironik isim: “Hayata Dönüş Operasyonu” bu operasyonda 29 kişi ölmüştür.

Hapishane operasyonları ile birlikte dışarıda da dev bir sürek avı başlatılan gündür. Türkiye tarihinden kolay kolay silinmeyecek kara bir leke, F tipine karşı çıkanların F tipine atılması gibi en acımasız kara mizahçıların dahi zihnini zorlayacak olaylara sebebiyet olan gün. Başka bir özeliği de "12 Eylül 1980 - 17 Eylül 1980" haftasından sonra Türkiye tarihinde en çok insanin aynı anda gözaltına alındığı gündür.

İsimlendirmesi ABD'nin askeri operasyonları isimlendirmesini andıran operasyondur (Bkz: Enduring freedom -Sınırsız özgürlük- Amerikan kuvvetlilerin Afganistan’a saldırı operasyonuna verdiği isim.)

Türkiye oligarşisinin en kanlı katliamlarından birinin yıl dönümü 19 Aralık katliamı; unutulmayacak ve unutturulmayacak, er ya da geç hesabı sorulacak olan gündür.

15 Aralık 2013 Pazar

Erdal Eren’in savunması - #ErdalErenHepOnyediYaşında

Sayın yargıçlar…

Türkiye ve dünyada görülmemiş bir yargılama usulüyle karşı karşıyayız. Bu davanın o kadar çabuk sonuçlandırılmak istenmesi, olay dahi anlaşılmadan yukarıdan gelen emirlerle çoktan verilmiş bir kararın formalitesini yerine getirdiğinizi gösterir. Benim hakkımdaki kararın üst düzeydeki sıkıyönetim komutanları tarafından verildiği o kadar açıktır ki normal hukuk usulleri dahi ayaklar altına alınmıştır.

Mahkemeniz sadece bu düzeni koruyan bir mahkeme değil, aynı zamanda askeriyenin hiyerarşik emirlerine de bağlıdır. Ve sizin burada emir kulu olmaktan, tanrıların kan isteğini onaylamaktan başka bir göreviniz yoktu. Bu o kadar açıktır ki mahkemenin bırakalım hukukun diğer kullarını sadece usule ilişkin bir yöntem ile bunun kanıtı olmak için yeterlidir. 

Hakim sınıflar ve onların uşakları bu sömürü ve baskı düzenine yönelen her hareketi kanla boğmak istiyorlar. Bunu için olmadık tertipler tezgâhlıyorlar. Halkın kurtuluşu için mücadele veren baskı ve sömürüye karşı çıkan herkes bu tezgâhlara muhataptır. Ve siz bir mahkeme heyeti olarak bu tezgâhın bir dişlisinden başka bir şey değilsiniz. Benim hakkımda ne kadar peşin bir yargılama yapıldığı son derece ortadadır. Nitekim benimle ilgili olayın ertesinde Genel Kurmay Başkanının "çoktandır idam olmuyor. Bazı kişilerin idam edilmesi gerek" şeklindeki demeç vermesi benimle ilgili idam kararıdır. Ve size bu konuda ulaşılan emirlerin açıkça dışa vurulmasıdır.

Hakim sınıflar ve uşakları kan istediklerini benim idamımla tatmin etmeyi düşünüyorlar. Ben bu olayın içerisinde kasten bir eri öldürmedim. Benim bu koşullar içerisinde bir eri öldürmek siyasi inancıma terstir. Kaldı; eğer ben isteyerek öldürmüş olsaydım bu öldürme olaylarını sürdürecek durumdaydım. Herşeyden belli olduğu gibi sadece havaya iki el ateş ettim. Tabancamda beş mermi vardı. Ve ayrıca yedek şarjör doluydu. Askerlerin hemen hepsi benim hedef sınırlarım içinde olmasına rağmen ne öleni ne de başkasını öldürmedim. Kastım olmadığından ateş etmedim. Kaldı ki o panik içerisinde askerler de bol miktarda mermi sıktılar.

Sıkıyönetim varlığıyla birlikte, halklar ve halk gençliğine başlı başına bir saldırıdır. Sıkıyönetimden bu yana dur ihtarına uymadığı gerekçesiyle onlarca vatandaş ve devrimci jandarma ve polis tarafından katledilmiştir. Ve benim katıldığım gösterinin nedeni olan, bir gün önce polis tarafından katledilen Sinan Süner'in ölümü de bunlardan biridir.

Her türlü demokratik hakkın hakim sınıflar ve sıkı yönetim tarafından ayaklar altına alındığı şu dönemde, biz devrimcilerin alçakça katledilen yoldaşlara son saygı görevini yasalarda çiğneyerek yapması meşrudur. Meşru olmayan şey sıkıyönetimin ta kendisidir.

Biz devrimciler sizlerin şartlandırılmış düşüncelerinizdeki gibi terörist veya anarşist değiliz. Biz devrimcilerin Türkiye halkının her türlü baskı ve sömürüden kurtulması dışında hiçbir kaygımız yoktur. Anarşi yaratmak veya terör estirmek bizim düşüncemizle çelişen bir şeydir. Tersine en büyük terörist ve katil bu düzenin kendisidir. Buna sıkıyönetim öncesinde ve sonrasında bilinen güçlerce katledilen halk ve halk gençliğinin kanları tanıktır. 

Bugün devrimcileri ve onların bir parçası olan beni aldığınız emirlere uygun olarak yargılayabilir ve ölüm cezası verebilirsiniz. Fakat bu ilelebet sürmeyecektir.

Bir gün mutlaka sizin yerinizde halkımız olacak sizi ve koruduğunuz düzeni yargılayacak ve doğru karar verecektir.

13 Aralık 2013 Cuma

Ahmet Şık'tan Fethullah Gülen'e 25 soru

Gazeteci Ahmet Şık, Twitter'da Fethullah Gülen'e 25 soru sordu.

"Fetullah Gülen BirGün’de yapılan röportajda söylediklerime kısaca 'yalan' diye açıklama yapmış" diyen Şık "O halde kendisi bunları da yanıtlasın" diyerek şu soruları sordu:

1- AKP-Cemaat kavgası devlete sahip olma savaşı değilse nedir? (Dershane demeyin artık o konu tartışılmıyor.)

2- AKP iktidarında devlet rantından yararlanmadıysanız, “Ne istedilerse verdik” diyen RTE neyi kastetti ve AKP döneminde neler elde ettiniz?

3- AKP ile koalisyon ortağı değildiyseniz 2007-2012 arasında, doğal “düşmanları” tuzaklarla ortadan kaldırma birlikteliği nedir?

4- Polis ve yargıyı örümcek ağı gibi kuşatan Cemaatçiler, AKP’nin de onayıyla kontrgerilla yöntemlerine başvurmadı mı?

5- Bir sohbetinizde “Sahte CD’ler, çipler hazırlamak müminlik değildir” derken neyi kastettiniz? Bu konuda kimleri suçluyorsunuz?

6- Sahte CD ve çiplerle kimler kimlerin başını yaktı? Hapsetti? Cemaatinizin polisi ve yargı mensupları bu çetenin içinde değil mi?

7- Cemaatinizle ilgisi yoksa size yakın medya organları neden hep bu sahtecilikleri yapanları savunan yayınlar yaptı, yapıyor?

8- MİT krizi darbe girişimi değilse RTE neden “hedef bendim” dedi? Darbe girişimi değilse RTE’yi hedeflemekle amaç neydi?

9- Adına yanıt verdiğiniz O.H.Ö. kimdir? Cemaatinizdeki yeri, konumu ve görevi nedir? Emniyetin imamı mıdır? Diğer imamlar kimlerdir?

10- Neden devlet kurumları içinde imam dediğiniz sorumlularınız bulunuyor?

11- Sivil toplum kuruluşu (STK) olduğunu öne sürdüğünüz cemaatiniz polis, asker, yargı ve MİT içinde örgütlenmeyi neden bu kadar önemsiyor?

12- Militarist kurumlar başta olmak üzere devlet içinde örgütlenmenize rağmen nasıl sivil kalabildiğinizi iddia ediyorsunuz?

13- Cemaat mensuplarınız, kendi arkadaşları ya da gönüllüleri de dahil olmak üzere neden fişlemeler yapıyor?

14- Şantaj içeren, pis kokular yükselen her olayın ardından, haklılık payı yoksa neden ilk şüpheli cemaatiniz oluyor?

15- Cemaat gazetecilerinin Ergenekon konusunda yazıp söyledikleri, “objektif, tarafsız, özenli, sorumlu gazeteci” kriterlerine uygun mu?

16- Gülen Cemaati neden şeffaf değil? Gizliliğe bu kadar önem vermeniz, cemaatçi savcılar gibi sorarsak “hayatın olağan akışına uygun mu?”

17- Cemaatin finans kaynakları nelerdir? Cemaatinizin sahip olduğu finansal hacim ne kadardır?

18- Himmet adı altında toplanan paraları kim, nerede kullanıyor? Bugüne dek ne kadar para topladınız? Himmet oranları neye göre belirleniyor?

19- Kaynağı belirsiz para girişleri için cemaatin sahip olduğu finans kuruluşları mı kullanılıyor? (TMSF bu soruyu sen de ciddiye al.)

20- ABD’de oturum iznini almanız için CİA mensupları neden ve hangi ilişkiler nedeniyle size referans oldu?

21- CİA patentli ve kurucularından olduğunuz Komünizmle Mücadele Derneği, Cemaatinizin örgütlenme modelinde örnek alındı mı?

22- Sizin Dünya İmamı olarak adlandırıldığınız Cemaatinizde ev, sokak, mahalle, ilçe, il, bölge, ülke ve kıta imamları ne işler yapar?

23- Hiyerarşinin bu kadar katı ve keskin olduğu bir yapı sivil midir? Demokratik midir? Kimin ne kadar söz hakkı vardır?

24- Ergenekon, Balyoz, KCK, Devrimci Karargah, Şike, Cübbeli Ahmet davalarındaki komplo ve tuzakları kimler kurdu?

12 Aralık 2013 Perşembe

Bitti denen!

Ajanslar geçiyor: “Kiev’in merkezindeki kırmızı granitten yapılan Lenin heykelini yıkan eylemciler” oldukça heyecanlanmışlar. Bizdekilerde oldukça sevindirik olmuşlar, “Allah (CC)” diye başlamışlar, gerisini getirememişler. Diğerleri de yine “İdeolojiler bitti” naraları atıyorlar, bittiği dedikleri “Şey”e saldırarak. 

Sıkışınca da “Bitti” dedikleri şeye gidip bir hınzırlıkla sarılıyorlar, bu da tartışmanın başka bir boyutu öyle ya biten “Şey”e ne diye saldırılır değil mi? “Bitmiştir” güya! Oysa durum farklıdır, ideolojisi olmayan iki canlı türü var nazarımızda biri “Hayvanlar” diğeri “Otlar!” Yoksa ne diye Rusya’da son dönemlerde anketlerde “SSCB dönemine özlem” çıksın ya da Lenin ve Stalin heykelleri yapılsın ki zaruri durumlarda stok olsun ve kullanılsın diye mi? 

Dedik ya durum farklıdır: Lenin bir heykelden fazlası hem de akıllarının almadığı derece oldukça fazlaa'sı!

Erdal Eren: "Hepinize özgür ve mutlu yaşam dilerim"

Sevgili annem, babam ve kardeşlerim:

Sizlere bugüne kadar pek sağlıklı mektup yazamadım. Ayrıca konuşma olanağımız ve görüşmemiz de olmadı. Zaten dışarıdayken de birbirimizi anlayacak şekilde konuşamadık. (Bu konuda sizlere karşı büyük oranda hatalı davrandım. Ancak bunu size karşı saygı duymadığım, bu nedenle böyle davrandığım şeklinde yorumlamamanızı dilerim) Bu nedenle sizlere anlatacağım, konuşacağım çok şey var. Ancak olanak yok. Düşüncelerimi bu mektupla anlatmaya çalışacağım.

Şu anda ne durumda olacağınızı tahmin ediyorum. Ama çok açıklıkla söylüyorum ki benim moralim çok iyi ve ölümden de korkum yok. Çok büyük bir ihtimalle bu işin ölümle sonuçlanacağını çok iyi biliyorum. Buna rağmen korkuya, yılgınlığa, karamsarlığa kapılmıyorum ve devrimci olduğum, mücadeleye katıldığım için onur duyuyorum. Böyle düşünmem, böyle davranmam, halka ve devrime olan inancımdan gelmektedir. Ölümden korkmadığımı söylemem, yaşamak istemediğim, yaşamaktan bıktığım şeklinde anlaşılmamalı. Elbette ki hayatta olmayı ve mücadele etmeyi arzularım. Ancak karşıma ölüm çıkmışsa, bundan korkmamam, cesaretle karşılamam gerekir. Biliyorsunuz ki bu ceza işlediğim iddia edilen suçtan verilmedi. Asıl amaçlanan böyle bir olayla gözdağı vermek ve mücadeleyi engellemek hedefine dayalıdır. Bu nedenle sizinde bildiğiniz gibi, kendi hukuk kurallarını çiğneyerek bu cezayı verdiler. Cezaevinde yapılan (Neler olduğunu ayrıntılı bir biçimde öğrenirsiniz sanırım) insanlık dışı zulüm altında inletildik. O kadar aşağılık, o kadar canice şeyler gördüm ki, bugünlerde yaşamak bir işkence haline geldi. İşte bu durumda Ölüm korkulacak bir şey değil, şiddetle arzulanan bir olay, bir kurtuluş haline geldi. Böyle bir durumda insanın intihar ederek yaşamına son vermesi işten bile değildir.Ancak ben bu durumda irademi kullanarak, ne pahasına olursa olsun yaşamımı sürdürdüm. Hem de ileride bir gün öldürüleceğimi bile bile. Sizlere bunları anlatmamın nedeni yaşamaktan bıktığım yada meselenin önemini, ciddiyetini kavramadığım gibi yanlış bir düşünceye kapılmamanız içindir. Bütün bu yapılanlar, başımdan geçenler, kinimi binlerce kez daha arttırdı ve mücadele azmimi körükledi. Halka ve devrime olan inancımı yok edemedi. Mücadeleyi sonuna kadar, en iyi bir şekilde yürütmek ve yükseltmekten başka amacım yoktur. Mesele benim açımdan kısaca böyle. Ancak sizin açınızdan daha farklı, daha zor olduğunu biliyorum. Anne, baba ve evlat arasındaki sevgi çok güçlüdür, kolay kolay kaybolmaz.

Ve evlat acısının da sizin için ne derece etkili olacağını biliyorum. Ama ne kadar zor da olsa bu tür duygusal yönleri bir kenara bırakmanızı istiyorum. Şunu bilmenizi ve kabul etmenizi isterim ki, sizin binlerce evladınız var. Bunlardan daha niceleri katledilecek, yaşamlarını yitirecek, ama yok olmayacaklar. Mücadele devam edecek ve onlar mücadele alanlarında yaşayacaklar. Sizlerden istediğim bunu böyle bilmeniz, daha iyi kavramaya çaba göstermenizdir. Zavallı ve çaresiz biriymiş gibi ardımdan ağlamanız beni yaralar. Bu konuda ne kadar güçlü, ne kadar cesur olursanız, beni o kadar mutlu edersiniz. Hepinize özgür ve mutlu yaşam dilerim. Devrimci selamlar.

Erdal Eren’den “Babama”
Sevgili babam,

Bu mektubu senin mektubun elime geçmeden önce yazmıştım, ama göndermeye fırsat bulamadım. Ek olarak da bunları yazma ihtiyacı duydum. Zannederim önce yazdığım kısımda mektubuna cevap bulacaksın. Baba bu mektubu sizi teselli etmek için yazmadım. Yani sizi teselli için yalana başvurmadım, gerçekleri, düşüncelerimi yansıtmaya çalıştım, çünkü böylesinin doğru olacağına inanıyorum. Mektubunda bu acıya dayanamayacağını söylüyorsun. Ben nice dayanılmayacak acılara dayanıldığına tanık oldum. Kaldı ki sen güçlü bir insansın. Kendini kapıp koyvermediğin sürece ve birazda benim bakış açımla bakmaya çalışırsan böyle bir şey olmaz inancındayım. Bildiğiniz gibi benim değerli arkadaşım Necdet ve daha öncede Deniz’ler aynı şekilde katledildiler. Ama korkusuzca, cesurca, yaraşır bir şekilde ölmesini bildiler. Elbette ki böyle bir durum gene de kolay yenilmeyen acılar verir. Ancak ben böyle bir duruma üzülüp ağlamadım. Çünkü bu onların anısına saygısızlık olurdu. Yapılması gereken tek ve doğru şey, acımızı öfkeye dönüştürerek onların bıraktığı yerden yürümektir. Siz de böyle davranırsanız benim gücüme güç katarsınız. Babacığım, şunu da belirtmek isterim ki, sana ve inançlarına büyük saygı duyuyorum ve bu konuda isteğinle yalnız ve yalnız benim iyiliğimi istediğini biliyorum. Fakat benden böyle bir şey istemekle beni zor duruma sokuyorsun. Çünkü böyle bir inanca sahip değilim. Anlamaya çalışacağını ümit ediyorum. Durumun böyle olması, bizim çok farklı nitelikteki insanlar olduğumuz anlamına gelmez. Çünkü biz birbirimize çok güçlü bağlarla bağlıyız. Birbirimizin parçası, baba oğuluz. Ellerinizden öper hasretle kucaklarım.

Oğlun Erdal Eren