23 Nisan 2013 Salı

FKF Logo Kampanyası'nda oylama başladı

 15 Mart'ta düzenlenen Üniversite Kongresi'ne katılan 200'e yakın öğrenci topluluğunun kararıyla yeniden kurulması kararı alınan Fikir Kulüpleri Federasyonu, logosunu belirliyor.

15 Mart'ta ODTÜ'de toplanan Üniversite Kongresi sonucunda Fikir Kulüpleri Federasyonu kurulması kararı alınmış ve kongreyi toplayan 200'e yakın kulüp ve topluluk FKF kuruluşu için kolları sıvamıştı.

FKF kuruluşu için atılan adımlardan biri de FKF'yi simgeleyen bir logonun kolektif üretimiydi. Bunun için, "FKF Logosunu Arıyor" adı altında bir kampanya başlatılmıştı.

Yoğun ilgi çeken kampanyada belirlenen takvime göre çalışmaların gönderilmesi sonlandı ve 67 logo önerisi oylamaya açıldı.

21-27 Nisan tarihleri arasında www.universitekongresi.com sitesinde yapılacak oylamanın sonucunda FKF'nin logosu belirlenmiş olacak ve 1 Mayıs Çarşamba günü de kamuoyu ile paylaşılacak.

20 Nisan 2013 Cumartesi

Venezüela'da Maduro dönemi başladı

Seçim sonrası yaşanan oy oranı polemikleri ve oyların yeniden sayılması kararının ardından Nicolas Maduro, yemin ederek devlet başkanlığı görevine başladı.

Maduro'ya başkanlık bandını Hugo Chavez'in kızı Gabriela Chavez taktı. Maduro'yu desteklemek ve protesto etmek için yüzbinlerce Venezüelalı sokaklardaydı. Nicolas Maduro'nun yemin töreninde yirmi ülkenin devlet başkanı hazır bulundu. Güney Amerika Birliği Unasur bir gün önce Peru'nun başkenti Lima'da olağanüstü toplanarak Maduro'ya desteklerini somutlaştırmışlardı. Karakas'taki yemin törenine tüm Güney Amerikalı başkanların yanında İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejat da katıldı.

Hugo Chavez'in dev portresinin altında gerçekleştirilen törene koyu takım elbise ve kırmızı bir kravatla hazır bulunan Nicolas Maduro "Venezüela halkı ve büyük komutanın (Chavez'in) yüce hatırası üzerine Anayasa'nın hükümlerine uyacağıma ve uyduracağıma yemin ederim sözleriyle yeminini etti.

Maduro, ettiği yeminle birlikte Venezüela'nın ilk, Güney Amerika'nın üçüncü sendikacı başkanı oldu. Brezilya eski Devlet Başkanı Lula da Silva ve Bolivya Devlet Başkanı Evo Morales de, Güney Amerika'nın diğer sendikacı devlet başkanları.

50 yaşındaki Maduro, daha önce dışışleri bakanlığı ve başkan yardımcılığı görevlerinde bulunmuştu. Maduro'nun geçen pazar yapılan ve yüzde 1,8 farkla kazandığı açıklanan seçimleri rakibi Henrique Capriles hala tanımıyor. Capriles, oyların yeniden sayımı bitinceye kadar kararında ısrarcı olacağını açıkladı. Maduro ise muhalefete karşı sert tavrını bir kenara bırakıp herkesi diyaloga davet etti. Capriles ve 2002 yılında Chavez'e karşı düzenlenen darbenin de facto başkanı medya patronu Pedro Carmona'yı kast ederek "Muhafeletten kim olursa olsun, herkesi, her türlü platformda diyaloğa davet ediyorum. Şeytan'dan yeni Carmona olabilecek herkese kadar konuşmaya açık ve hazırım dedi.

YEMİN TÖRENİNDE KÜRSÜYE FIRLADI
Maduro konuşmasına başladığı sıralarda üzerinde Chavezcilerin simgesi haline gelmiş kırmızı gömlek bulunan bir kişi güvenlik çemberini yararak kürsüye fırladı. Maduro'nun şaşkın bakışları arasında mikrofona ulaşmayı ve "Nicolas, benim adım.. demeyi başardı. Maduro'nun kimliği belirsiz kişiye sarılarak etkisiz hale getirip sakinleştirmeye çalıştığı sırada on saniyeliğine yayın kesildi.

Yaşanan şokun ardından yeniden mikrofon başına geçen Maduro, "Bu yaşanan kesin bir güvenlik zaafı, böylesi başka bir durumda beni öldürebilirlerdi diyerek güvenlik çalışanlarını uyardı.

Venezüela Ulusal Seçim Konseyi (CNE)'nin perşembe günü aldığı sandıkların yüzde 100'ünün denetlenmesi kararıyla yemin töreni olaysız geçti. Konsey, seçimlerden hemen sonra sandıkların rastgele seçtiği yüzde 54'lük kısmını incelemiş ve herhangi bir usulsüzlüğe rastlanmadığı raporunu yayınlamıştı.

CAPRİLES YALNIZ KALDI
Maduro'nun rakibi Capriles, geçen pazar yapılan seçimlerde yüzde 1,8, yaklaşık 300 bin oyla seçimleri kaybettiğinin açıklanmasının ardından, üç binden fazla sandıkta yolsuzluk yapıldığını söyleyip oylar teker teker yeniden sayılıncaya kadar sonuçları kabul etmeyeceğini açıklamıştı. Capriles yandaşlarını? Öfkelerini sokağa yansıtmaya davet etti ama ne iddialarını destekleyecek kanıtlar sunabildi ne de seçim konseyine resmi başvuruda bulundu. Ancak, Capriles'in daveti hemen yanıt buldu, özellikle Capriles'in güçlü olduğu Lara, Miranda ve Merida'da protestolar yoğunlaştı. Çıkan olaylarda yedi kişi öldü. Olaylar öncesi ABD, İspanya ve Amerika Ülkeleri Birliği (OEA) Capriles'i destekliyorlardı. Ancak yedi kişinin ölümü ve Güney Amerika ülkelerinin baskısı sonucu İspanya ve OEA desteklerini geri çekip Maduro'nun başkanlığını tanıdılar. ABD ise oyların yeniden sayılmasını istedi ama yaptırım için sınır kapatma kararı almadı. Capriles'e verilen desteğin çekilmesinde en önemli etken, biri kadın ölen yedi kişinin tamamının Chavez yanlısı olması ve bir kişinin Capriles yandaşlarınca diri diri yakılması oldu. Olayların kontrolden çıkması üzerine Capriles CNE merkezi önüne geçen çarşamba yapılacağını duyurduğu yürüyüşü iptal etti.

MADURO'YO ZOR BİR DÖNEM BEKLİYOR
Capriles'in iptal kararıyla aynı anlarda Nicolas Maduro ülkedeki tüm yürüyüşleri yasakladı ve rakibini darbecilikle suçladı. Seçim konseyinin her iki tarafı da yatıştırmak için aldığı kalan yüzdeyi gözden geçirme kararı şimdilik Venezüela'da karşılıklı ateşkes sağlamış durumda.

Chavez'in karizmasından yoksun Maduro'yu yeni dönemde güçlenmiş muhalefetin yanında, petrol gelirlerine ve ithalata dayalı ekonomiyi güçlendirme, yüksek enflasyonla mücadele, döviz sıkıntısına son verme ve her 100 bin kişide ortalama 54 cinayetle kendini gösteren güvenlik sorununu çözme gibi birçok görev bekliyor. Maduro'nun en önemli seçim vaadi Chavez'in sosyal politikalarını aynen sürdüreceğini bunun için de petrol gelirlerini yoksullara aktarmaya devam edeceğiydi.

Diğer yandan, asker kökenli olmayan Maduro'nun silahlı kuvvetler içinde Chavez'in ölümü sonucu gelişen olası fikir ayrılıklarıyla da mücadele etmesi ve ordunun sadakatini kazanması gerekiyor.

19 Nisan 2013 Cuma

FKBC: Anti-Faşist Eylem’i selamladı…

Wir, als kollektive "Einheitsfront gegen den Faschismus (FKBC)" möchten in erster Linie angeben, dass wir die Antifaschistische Aktion (AFA) mit Interesse verfolgen.

Als Türkische revolutionären Marxisten beobachten wir zweifelhaft das Delirium, wie es in der ganzen Welt (samt in unserem Land) über die nationalstaatliche Politik unter "fortgeschrittenen Demokratie" durchgeführt wird.

Es ist klar, was der Imperialismus besonders der Kapitalismus ein erhebliches Maß an Zerstörungen auf der Erde errichtet hat. Deshalb ist als erstes Hauptargument eure (Antifaschistische Aktion / AFA) und unsere (United Front gegen den Faschismus / FKBC ) Aufgabe gegen den Imperialismus antiimperialistisch, antikapitalistisch und antifaschistisch organisiert zu sein.

Das Ziel unserer Komponenten ist; die progressiven antirassistischen Initiativen wie ihr und die verschiedenen erleuchtenden revolutionären Kerne zu unterstützen.
Da FKBC eine sozialistische und marxistische revolutionäre und die dazu gehörende notwendige Struktur der Natur besitzt, ist für uns unerträglich vor allem, wie die amerikanische Imperialist-Politik zusammen mit Merkels-Regierung und den anderen imperialistischen Westländern (diese sind: England, Frankreich etc.) in die inneren Angelegenheiten anderer Ländern eingreifen.

Dazu gehört hauptsächlich auch Recep Tayyip Erdogan-Clique und seine Partei AKP, die angeblich mit offiziellem Recht den Staat Türkei vertreten dürfen.

Die Imperialisten und deren Subunternehmer Tayyip Erdogan und die AKP-Regierung versuchen im Nahen Osten über Religionen, Rassen und Sekten einen Kriegsaufruf zum Laufen zu bringen. Hierauf bitten wir um eure Aufmerksamkeit.

Historisch gesehen basieren sich die Wurzeln auf die Jahre 1932-1970-80 und 1992 und wir möchten hierzu angeben, dass wir ab diesem Zeitpunkt den von euch geführten Kampf und den anti-rassistisch Initiativen-Kampf mit einer Begeisterung empfangen haben und eure Anti-Faschistische-Aktion herzlich begrüßen und weiterhin in eurem Kampf euch viel Erfolg wünschen.

Unser Ziel ist es, die Wurzeln des Faschismus auszuradieren! Nieder mit dem Imperialismus und Fundamentalismus aller Art! Mit Freundschafts-, Kameradschafts- und Solidaritätsgefühlen ...

Proletarisch-revolutionäre Grüße!

FKBC | United Front gegen den Faschismus
FKBC | Faşizme Karşı Birleşik Cephe
Faşizme Karşı Birleşik Cephe (FKBC) Kolektifi olarak öncelikle Anti-Faşist Eylem (AFA)’yı ilgiyle takip ettiğimizi belirtmek istiyoruz.
Ülkemiz dâhil biz Türkiyeli devrimci Marksistler, ulus devlet politikası üzerinden dünyada yürütülen ‘ileri demokrasi’ hezeyanlarını kaygı içinde izlemekteyiz.
Malumdur ki, yeryüzünde emperyalizmin özellikle de kapitalizmin azımsanmayacak derecedeki tahribatlarını siz Anti-Faşist Eylem (Antifaschistische Aktion) ve FKBC olarak bizlerin görevi birincil argüman olarak emperyalizme karşı anti-emperyalist, anti-kapitalist ve anti-faşist örgütlenmesidir.
Bileşenlerimizin amacı sizler gibi ilerici-anti-ırkçı ve aydınlanmacı çeşitli girişimlerle birlikte devrimci nüvelere destek vermektir.
Doğal olarak ve pek tabi doğamız gereği sosyalist ve devrimci Marksist bir yapıya sahip olan FKBC için başta Amerikan emperyalizminin politikaları ve Merkel hükümetiyle birlikte diğer emperyalist Batılı ülkelerin (bunlar İngiltere, Fransa vb. gibi) başka ülkelerin iç işlerine müdahale etmesine olan tahammülsüzlüğümüzdür.
Buna en çokta güya Türkiye devletini resmi olarak temsil etmeyi hak kazanan Recep Tayyip Erdoğan kliği ve partisi AKP’de dâhildir.
Emperyalistler ve onun taşeronu Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarının Ortadoğu’da dinler, ırklar ve mezhepler üzerinden yürütmeye çalıştığı savaş çığırtkanlıklarına dikkatinizi çekmek istiyoruz.
Tarihsel olarak kökleri 1932-1970-80 ve 1992’li yıllara dayanan ve bu tarihten itibaren yürütmüş olduğunuz mücadeleyi ve anti-ırkçı girişim mücadelesini heyecanla karşıladığımızı Anti-Faşist Eylem’i selamladığımızı belirtmek istiyor ve mücadelenizde başarılar diliyoruz.
Hedefimiz faşizmin köklerini kazımaktır!
Kahrolsun emperyalizm ve her türden gericilik!
Dostluk, yoldaşlık ve dayanışma duygularıyla…
Proleter devrimci selamlar! 
FKBC | Faşizme Karşı Birleşik Cephe

13 Nisan 2013 Cumartesi

“Margaret Thatcher’ın suç mirası” / Finian Cunnıngham

İngiliz emperyalizminin köhne, kanlı ve soğuk yüzü, “Karanlıklar Prensesi” Thatcher için bir “uğurlama” yazısı…

Eski İngiliz başbakanı Margaret Thatcher’ın ölümünden saatler sonra, tarih kitapları yeniden yazılıyor ve Demir Lady’nin azize ilan edilmesi yolunda ilerliyoruz.  

Şimdiki İngiliz başbakanı David Cameron, Lady Thatcher’ı “Britanya’yı kurtardığı” için ve sömürgeci gücü “yeniden büyük” kıldığı için övdü.

Fransız ve Alman liderleri François Hollande ile Angela Merkel’den övgüler dökülürken, ABD Başkanı Barack Obama, Amerika’nın “özel bir dostunu” kaybettiğini söyledi.

Eski Amerikan Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ve eski Rus lideri Mihail Gorbaçov da “tarihi bir dünya kişiliğinin” kaybı nedeniyle üzüntülerini ifade etti. Polonya eski cumhurbaşkanı Lech Walesa ise Margaret Thatcher’ı, Sovyetler Birliği ve komünizmin sonunu getirmesi nedeniyle övdü.

Pek çok savaş suçlusundan böylesi müfrit övgülerin gelmesi beklenebilir. Fakat bu, tarihin nasıl da muzafferler ve yüksek ofislerdeki suçlular tarafından yazıldığını da gösteriyor. Obama, Cameron, Hollande ve Merkel’in hepsi, başka yerlerin yanı sıra İran, Irak, Afganistan, Libya, Suriye, Pakistan, Somali ve Mali’deki savaş suçları nedeniyle yargılanmalıdır. Kissinger, Vietnam Savaşı adı verilen ve Vietnam, Laos ve Kamboçya’da üç milyon insanın yok edildiği Güneydoğu Asya’daki savaştaki ABD soykırımındaki rolü nedeniyle kırk yılı aşkın zamandır adaletten yakayı kurtardı.

Britanya devleti, bu hafta 87 yaşında ölen Thatcher için eksiksiz bir askeri tören düzenleyecek. Övgüler, anma konuşmaları, çelenkler ve seremoniler, modern zamanların en acımasız ve suçlu siyasi figürlerinden biriyle suç ortaklığını kendi kendine ortaya koyuyor.

İşte burada, Thatcher’ın mirasının tarihi yazılı 
Thatcher, 1982 yılında Malvinas [daha bilinen adıyla Falkland – Ç.N.] Adaları’na savaş açmak için Rupert Murdoch’un iğrenç medya imparatorluğunun en gerici unsurlarıyla işbirliği yapmasıyla hatırlanacaktır.  Bu savaş yüzlerce kişinin ölümüne neden olmuş ve Arjantin savaş gemisi Belgrano’nun bir İngiliz denizaltısı tarafından keyfi olarak batırılmasını getirmişti.

Thatcher, Britanya’nın Malvinas’lardaki süregiden sömürgeci varlığı hakkında Arjantin’le müzakere yürütmek yerine savaş ilan etmek yoluyla, ülkesindeki azalan halk desteğini kurtardı ve döktüğü kan, onun Downing Street’te ikinci döneme taşınmasına yardım etti. Bugün birçok Batı liderinin övdüğü siyasi “büyüklüğü”, bu nedenle kısmen Arjantinli ve İngiliz askerlerinin canı ve Güney Atlantik’te süregiden bir çatışma kaynağı bırakılmasının ürünüydü.

Thatcher’ın savaş ilan ettiği sadece yabancılar değildi. Özelleştirme, deregülasyon, dizginsiz mali kapitalizm, sıradan çalışan nüfustan toplanan vergi ödülleriyle zenginlerin beslenmesi üzerine kurulu aldatıcı ekonomi politikalarıyla Thatcher, İngiliz halkının kendisine karşı savaş ilan etti. Meşhur bir şekilde “toplum diye bir şeyin olmadığını” ilan etti ve zenginler ve yoksullar arasındaki uçurumun patlamasını ve İngiltere’de sosyal koşulların yıkılmasını izledi. Bu miras arka arkaya gelen Muhafazakâr Parti ve İşçi Partisi hükümetleri tarafından büyütüldü ve bugün – Thatcher’ın istifa etmesinden yirmi yılı aşkın zaman sonra – İngiltere’de sosyal erimenin merkezinde bulunuyor. Gülünç bir şekilde, Thatcher’ın çırağı David Cameron, onun Britanya’yı “kurtardığını” iddia ediyor. Gerçeklik, Thatcher’ın İngiliz kapitalizminin ve toplumun büyük bölümünün batmasını hızlandırdığıdır. Belgrano için verdiği emir, İngiliz toplumunun büyük bölümü tarafından gerçekçi bir şekilde anlaşılmıştır.

1980′lerin ortalarında görevdeki ikinci döneminde Demir Lady, “içerideki düşman”a savaş ilan etti. Kastettiği, güçlü bir sendikalaşmanın olduğu İngiliz kömür madeni endüstrisiydi. Kendi halkınıza karşı savaş ilan ettiğinizi düşünün. Bu onun kendi iğrendirici ideolojik görüşlerini – o tarihten bu yana entelektüel ve ahlaki olarak iflas etmiş olduğu ifşa olan ideolojik görüşleri – paylaşmayan diğer kişilere karşı patolojik hoşgörüsüzlüğün bir göstergesiydi.

1984 civarında bir yıldan uzun bir süre boyunca, Orwellci zihniyeti ve politikaları, Kuzey İngiltere’deki madenci topluluklarını aç bırakarak boyun eğmeye zorladı. Paramiliter polis şiddetini kullanması da, bu toplulukların azmini ve meşru haklarını ortadan kaldırdı. Madenci lideri Arthur Scargill daha sonra, ana akım medyanın gözü önünde değilse de, sıradan halkın gözü önünde kendisini haklı çıkaracaktı. Britanya’nın kömür madenleri sistematik olarak kapatıldı, binlerce işçi işsiz kaldı ve tüm topluluklar sosyal bakımdan bir köşeye atıldı. Tüm bu şiddet ve sefalet, Thatcher’ın çalışan halka ve onların siyasi haklarına karşı sürdürdüğü ideolojik savaşın bedeliydi.

Thatcher’ın Britanya’da başlattığı sınıf savaşı hâlâ sürüyor. Zenginler daha zengin oldu, yoksullar ise kesinlikle sayıca arttı ve daha fazla yoksullaştı. İşçi haklarının büyük ölçüde yok edilmesi ve finans kapitale verilen dizginsiz güç, Thatcher’ın mirasının alamet-i farikasıydı ve bugün de Britanya’nın yaşadığı sosyal çürümenin alamet-i farikası. Fakat bu yıkıcı miras, Britanya’nın ötesine de gidiyor.  Thatcher’ın ortaya çıkardığı sağ kanat nihilist kapitalizm, Kuzey Amerika’da, Avrupa’da ve yerküre çapında zamanın ruhu haline geldi. Bugün dünyanın başına bela olan ekonomik hastalığın kökeni, doğrudan doğruya Margaret Thatcher ve eski ABD Başkanı Ronald Reagan gibi ideologlara götürebilir.

Kendisi gibi savaş suçlusu olan kişilerin söylediği sahte sözlerden farklı olarak, Thatcher’ın gerçek mirası hakkında söylenebilecek son söz, İrlanda çatışmasındaki rolüdür. Onun için kullanılan “Demir Lady” lakabı, çoğu kez onun varsayılan azim ve güç erdemlerine duyulan hayranlık ve hatta saygı ile kullanılıyor. Gerçekte onun “demir” karakteri, İrlanda’nın Britanya’dan bağımsızlık mücadelesine yönelik politikalarında görülebileceği gibi, yalnızca kindarlıktan geliyordu.  1981 yılında, Bobby Sands isimli Belfast’lı genç bir adamın öncülüğünde 10 İrlandalı cumhuriyetçi tutuklu, açlık grevinde hayatını kaybetti. Bu insanlar, suçlu olarak değil siyasi tutuklular olarak muamele görmek istedikleri için hapishanenin verdiği yemeği reddederek geçen 50′dan fazla günün sonunda öldüler. Thatcher onların taleplerini karşılamayı reddetti, onları suçlular olarak tanımladı ve duyarsızca, “onların kendi kendilerinin canını aldığını” iddia etti. Açlık grevi sırasında Bobby Sands’in on binlerce İrlandalının oyuyla Britanya parlamentosuna girmiş olması mühim değildi. Soğuk, duygusuz Thatcher’a göre o sadece, ölümü hak etmiş bir suçluydu.

Tharcher’ın İrlandalıların hakları için müzakereye girmeme inatçılığının sonucu olarak Kuzey İrlanda’da şiddet takip eden on yıl içinde yükselecek, binlerce kişinin yaşamına neden olacaktı. Thatcher, Arjantin’le olan Las Malvinas ihtilafında olduğu gibi, makul, karşılıklı diyaloğa girmek yerine kasten askeri opsiyonu ve beraberinde sayısız insanın hayatını kaybetmesini seçti. Kibri ve inatçılığı, herhangi bir başka olanak göremeyecek şekilde onu kör etti.

İrlanda şiddet sarmalına girerken, Thatcher ayrıca Britanya yanlısı ölüm mangalarıyla işbirliği yapma şeklinde bir suç siyaseti de izleyecekti. İngiliz istihbaratı tarafından silahlandırılan, finanse edilen bu ölüm mangaları, takip eden yıllarda – Lady Thatcher’ın bilgisi ve zımni onayıyla – yüzlerce masum insanı öldürecekti. Bu, Thatcher’ın onayıyla eyleme geçmiş İngiliz devlet terörüydü. Kurbanlardan biri, Şubat 1989′da öldürülen Belfast’lı avukat Pat Finucane oldu. Bir Pazar öğleden sonra katillerin Finucane’in evine gelmesinden sonra, eşinin ve çocuklarının önünde avukatın başına 12 el ateş açıldı.

Dolayısıyla Margaret Thatcher, gerek Arjantin’le olan Las Malvinas ihtilafında, gerek Britanya işçileriyle gerekse İrlandalı cumhuriyetçilerle olan meselelerinde her zaman için kendi siyasi hedeflerine ulaşmak için demagojiye, şiddete ve açlıktan öldürmeye başvurmuş hoşgörüsüz bir militaristti. O, şimdi ulusal kahraman ilan edilen suçlu bir faşistti.

Bu haftanın haberleri Thatcher’ın, beyni hasara uğratan ve hastanın hafızasını kaybettiği Alzheimer hastalığından öldüğünü duyurdu. Öyle görünüyor ki Batılı liderler, Thatcher’ın halkın hafızasında kalan suç mirasını da silmek istiyorlar.
Çev: Selim Sezer

5 Nisan 2013 Cuma

Devrimci 78’liler Federasyonu’ndan açıklama

Basına ve Kamuoyuna
Bizimde destek verdiğimiz çözüm sürecinde; barış ikliminin yeşertilmesi, anaların ağlamaması, gençlerin ölmemesi çalışmalarında; hükümet tarafından kamuoyuna “Akil İnsanlar” listesi açıklandı. İlk toplantısını da Başbakanla yaptılar.

Hazırlanan listenin antidemokratik ve dayatmacı bir biçimde,  akil mi?, sakil mi? olduğu belli olmayan kişilerden oluşması, çoğunluğunun AKP’nin elini güçlendirecek karakterde olması iktidarın konuya nasıl baktığını göstermektedir.

Bu konuda devam eden çalışmaları dikkate alarak sürecin hassasiyetini de gözeterek sürece dair endişelerimizi saklı tutuyoruz.

Ancak; bu listede adı geçen ve bir televizyon kanalında “Türkiye 78liler sözcüsü” olduğunu iddia eden Celalettin Can’ın kurumlarımızla hiçbir bağı ve ilişkisi yoktur.

Ayrıca önemsediğimiz, darbe yargılaması sürecinin öncesi ve devamında bir karıştır-barıştır aktörü gibi davranan 78'liler Girişim sözcüsünün o listeye devlet tarafından çağrılmış olmasından hareketle, solun ve özelikle 78'lilerin “tamamının temsil edildiği” ve açıklanan “listeyi desteklediği” gibi gerici basından kamuoyuna yapılan açıklamalar doğruyu yansıtmamaktadır.

Adı geçen girişim sözcüsü başta Devrimci 78'liler olmak üzere ne solu nede 78'lilerin bütününü temsil etmemektedir.

Bunun kamuoyu tarafından bilinmesini istiyoruz.

Saygılarımızla.

Devrimci 78’liler Federasyonu üyesi
ANKARA 78'LİLER DERNEĞİ YÖNETİM KURULU

1 Nisan 2013 Pazartesi

FKF'yi selamlıyoruz!


1965 yılından sonra 15 Mart 2013 tarihinde tekrar kuruluşunu ilan eden FKF’yi selamlıyoruz.

Anadolu topraklarında başta AKP ve onun şefi konumundaki Tayyip sultasının uygulaya geldiği “ileri demokrasisi”nde ve emperyalist Amerika ile Batı’lı diğer emperyal ülkelerin ülkemiz dâhil Ortadoğu’da yürütmeye çalıştığı savaş çağrılarının gün geçtikçe arttığı şu günlerde Fikir Kulüpleri Federasyonu (FKF)’nun kuruluş deklarasyonunu heyecanla ve sevinçle karşılıyor, mücadeleniz başarılar diliyoruz…

Dostluk ve dayanışma ile…

Yaşasın tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye!
Yaşasın sosyalizm ve devrim mücadelemiz!
Yaşasın devrimci dayanışma!
Kahrolsun emperyalizm ve her türden gericilik!
FKBC | Faşizme Karşı Birleşik Cephe

FKF Kuruluş Komitesi basın toplantısı düzenledi

ODTÜ'de düzenlenen Üniversite Kongresi'nin ardından kuruluşu ilan edilen Fikir Kulüpleri Federasyonu'nun Kuruluş Komitesi bir basın toplantısı düzenleyerek FKF'nin yeniden kuruluş sürecinde atılacak adımları anlattı.

15 Mart'ta ODTÜ'de 180'in üzerinde öğrenci kulübünün destek verdiği ve Türkiye'nin dört bir yanından 500'ün üzerinde delegenin katılımıyla toplanan Üniversite Kongresi'nin aldığı tarihi kararla yeniden kurulan Fikir Kulüpleri Federasyonu'nun Kuruluş Komitesi, kuruluş sürecine dair bir basın toplantısı düzenleyerek önümüzdeki dönem atılacak adımlara ilişkin bilgi verdi.

Açıklama metni şöyle:

Kuruluş Komitesi adına konuşan Zozan Baran şunları söyledi: “15 Mart’ta ODTÜ’de toplanan Üniversite Kongresi 196 kulübün imzası, 550 delegenin katılımı ile gerçekleşti. Öncesinde sürdürülen yoğun hazırlık çalışmaları sonucunda uzun süredir Türkiye’de yan yana gelmeyen bir kalabalığı buluşturan Kongre yoğun ve verimli tartışmalarla geçmişti. Anayasa, Bağımsızlık, Aydınlanma, Bilim, Kültür-Sanat, YÖK gibi konularda yaşanan tartışmalardan sonra sıra bundan sonrasında ne yapılacağına geldiğinde herkes çok heyecanlıydı. Hazırlık Komitesi’nin hazırladığı karar taslağı okunduğunda ve Kongre’nin yoluna Fikir Kulüpleri Federasyonu olarak devam etmesi önerildiğinde salon öneriyi dakikalarca ayakta alkışladı. Kongrenin iradesi bize FKF’nin kurulması için büyük bir güç verdi ve Hazırlık Komitesi, FKF Kuruluş Komitesi olarak genişletildi, FKF’nin kuruluşu için kollar sıvandı.

Kongrede biliyorsunuz öncesinde belirlenen ve tebliğlerle katkı sunulan 6 başlıkta karar taslakları oylandı ve kabul edilen metin bir program kitapçığı şeklinde basıldı. Bunu aynı zamanda FKF’nin programı olarak görmemiz de mümkün. Ayrıca sunulan tebliğler ve kongreye yapılan yazılı katkılar da önümüzdeki süreçte kitaplaştırılacak; böylece FKF daha yola başlarken üretmeyi öne çıkardığını göstermiş olacak.

Üniversite Kongresi toplanmadan önce okullarda yaptığı delege seçim toplantılarında kongre değerlendirme toplantıları yapacağının sözünü vermişti. Kongreden çıkan FKF’nin kurulması kararıyla birlikte bu toplantılar hem kongre değerlendirme toplantıları hem de FKF kuruluş toplantıları olacak. Bu toplantıları yapma amacımız hem FKF kuruluş sürecine mümkün olduğunda fazla üniversiteliyi katmak hem de FKF’nin ne olup olmayacağını anlatabilmek. Bu toplantılar her okulda ve her fakültede yapılacak ve 12 Nisan’a kadar sürecek. Bu toplantılardan her okuldan 1 temsilci seçilecek ve bu temsilciler 14 Nisan’da İstanbul’da yapacağımız merkezi toplantıya katılacak. 14 Nisan’da yapılacak toplantı ile FKF için merkezi bir koordinasyon kurulu seçilecek ve alanların çalışmalarını yürütecekleri alt komisyonlar kurulacak.

FKF kolektif üretimlerle kendini var edecek demiştik. Bu üretimlerden ilki FKF için bir logo tasarlamak olacak. Bu konuda çalışan ve FKF’ye katkıda bulunmak isteyen tüm arkadaşlarımızı FKF için logo tasarlamaya çağırıyoruz. Duyurumuzda da belirttiğimiz gibi biz bunu bir yarışma olarak düşünmüyoruz. FKF baştan beri yola yaratılan rekabetçi ortama karşı çıkarak ve beraber üretmenin gücüne inanarak çıktı, şimdi kendi logomuzu tasarlarken de bu ilkemize sadık kalıyoruz.

Son olarak FKF resmi olarak kuruluşunu Mayıs ayında yapacağı büyük bir şenlikle duyuracak. Şuan erken olduğu için şenliğe dair ayrıntı veremeyiz. Ancak şu kadarını söylememiz mümkün: FKF kuruluşunu ismini hak edecek görkemde bir şenlikle duyuracak. Önemli sanatçıları ve birçok ilden üniversiteliyi bir araya getirmeyi planladığımız bu şenlikle beraber FKF mümkün olduğunca fazla aracı kullanarak ve mümkün olduğunca fazla üniversiteliyi bünyesine katarak yoluna devam edecek.