31 Ocak 2012 Salı

TKP'den çağrı

TKP, 29 Ocak'ta düzenlenen etkinlikte dostlarına, eski partililere, geçmişte diğer geleneklerde mücadele vermiş sosyalistlere ve ÖDP ve Halkevleri'ne çağrılarda bulundu.

Türkiye Komünist Partisi (TKP), Pazar günü Ankara'da düzenlediği "Sosyalizm Kazanacak" başlıklı kapalı salon etkinliğinde yaptığı açıklamayla çeşitli kesimlere çağrılarda bulundu.

Partinin son yıllarda toplumsal etkisini yeterince artıramasa da önemli bir siyasi ya da ideolojik hataya imza atmadığı, dostlarını utandırmadığı belirtilen açıklamada, "TKP'nin daha fazla enerjiye gereksinimi var" denildi. TKP, partinin daha fazla katkıya ve sahip çıkılmaya ihtiyacı olduğu vurgularken, dostlarına üye olma ya da partiyle süreklileşmiş bir ilişki kurma çağrısında bulundu.

Açıklamada ÖDP ve Halkevleri'ne de çağrı vardı. Bu iki yapıyla cephe, blok, platform gibi bir kurumsal birliktelik arayışı olmaksızın, TKP güç ve olanakların birleştirilmesi için iki hareketle de görüşmeye hazır olduğunu beyan etti. İşbirliği adına sendikalar, hukuk, yayıncılık gibi alanlarda kimi ortak projelerin geliştirilmesi, bazı siyasi başlıklarda birlikte istişare olanağının yaratılması gibi başlıklar anıldı.

TKP, açıklamada parti üyesi olup, çeşitli nedenlerle uzaklaşmış olanlara da "sevgili yoldaşlarımız" diyerek seslendi. Mücadelede kişisel gerilimler, kolektif hatalar yaşanabileceği, ancak partinin kendini sürekli geliştirmek ve iyileştirmek becerisine sahip olduğu vurgulanan açıklamada, eski TKP üyelerini parti hiçbir rezerv koymaksızın tekrar üyeliğe davet etti.

Açıklamada geçmişteki devrimci geleneklerden gelen sosyalistlere de çağrı yapıldı. TKP'nin köken ayrımını aştığı belirtilen açıklamada, "komünistin yeri komünist partisidir" diyen, geçmişte partili geleneğin örgütlerine üye olarak emek veren kişiler, TKP etrafında kenetlenmeye çağrıldı.

Açıklamanın tam metnine, bu hafta çıkacak olan Komünist dergisinde yer verileceği belirtildi. - soL

Komünistler Ankara'da toplandı...

Ankara Arena Spor Salonu, bu kez Melih Gökçek’i salonu yaptığına pişman edecek şekilde, dışarıda eksi 3 derece soğuk olmasına karşın Ankaralı komünistlerce doldu.“Yurtseverlik memlekete sahip çıkma, onu sömürücülerden temizleme iradesidir” dev pankartının olduğu tıklım tıklım salonda marşlar, sloganlar eşliğinde önemli siyasi konular konuşuldu.
Portekiz Komünist Partisi Merkez Komite Üyesi Pedro Guerrero, 35 yıldır iktidarda olan sağın politikalarına karşı sendikalarla birlikte yaygın bir halk hareketi örgütlemeye çalıştıklarını söyledi. Guerrera, sağ politikalar nedeniyle “ulusal egemenlik ve bağımsızlık gibi değerler”in yok olduğunu, Parti'nin bunu kazanmak için de mücadele ettiğinin altını çizdi.
Suriye Komünist Partisi Siyasi Büro sözcülerinden Milletvekili Abdullah Halil ise, “Emperyalistler ve Arap gericiliğinin Suriye’ye saldırıları artıyor, çünkü Büyük Ortadoğu ya da Büyük İsrail Projesine, Arap halklarının özgürlüğünü isteyen ve güçlü ulusal kaynakları olan Suriye nedeniyle hızlandıramayacağının bilincinde. Mısır ve Tunus’ta ortaya konan senaryo Suriye’de tutmayınca terör ve sabotaj eylemlerine başvuruyorlar. Suriye Komünist Partisi, ülkedeki hükümetin attığı reform adımlarını desteklemekte ve gerici Müslüman Kardeşler’e ve onun attığı adımlara karşı durmaktadır.” dedi.
Yunanistan Komünist Partisi Genel Sekreteri Aleka Papariga, kriz nedeniyle işçi, emekçi, öğrenci tüm halk kesimlerinin komitelerde örgütlendiğini söyledi. 
Metin Çulhaoğlu’nun “yüzyıl” değerlendirmesi ağırlıklı konuşmasının yanında Kemal Okuyan’ın parti politikalarını açıklayan samimi konuşması damga vurdu. Okuyan özetle şunları söyledi: “Yurtseveriz niçin? Ülkemizin kaderinin başka ülkelerce çizilmesini kabul etmiyoruz. Neden çatı partisinde yer almıyorsunuz diyorlar. Bir program yok ortada. Çatı partisinde nasıl bir Türkiye istendiğini biz anlamıyoruz. Demokratik Türkiye lafından bir şey anlayan beri gelsin. Demokratik çözüm nedir içi belli değil. 
Suriye’ye emperyalist müdahalelere karşı çıkacak mıyız, çıkmayacak mıyız, bölgesel asgari ücrete karşı çıkacak mıyız çıkmayacak mıyız,Barzanigillerin ABD’nin uşağı olduğunu ilan edecek miyiz etmeyecek miyiz, AB’nin böl yönet yöntemlerini deşifre edecek miyiz etmeyecek miyiz, son dönemde askeri seçeneği uyguluyor diye değil AKP’ye ilkeli ve kalıcı biçimde gerçekten karşı çıkacak mıyız, çıkmayacak mıyız? Bunlar varsa her türlü işbirliğini de ittifakı da yaparız. Ancak bir sınıf partisinin bir ulusal hareketin peşine takılmasını istemek olmaz. Bunu kimse bizden beklemesin!”
TKP, gecede yayınladığı bildiride, herkes TKP’nin saflarına katılmaya ve partiden şu veya bu biçimde ayrılmış “yoldaşlar”ı da yeniden partiye dönmeye çağırdı.
Geceden geriye ise, Nihat Behram’ın okuduğu şiirden parçalar kaldı:“Kolay olmayacak elbet, böyle karartılmış bir dünyadan kurtulmak!”
Ahmet Yıldız

29 Ocak 2012 Pazar

SBGYG: “TKP Yasal Kuruluş Hazırlık Konferansı”nı gerçekleştirdi..

Suphi’den Bilen’e Gelenek Yaşıyor Girişimi (SBGYG)'nin bugün örgütlediği “TKP Yasal Kuruluş Hazırlık Konferansı” çeşitli illerden gelen delegelerle konferansını gerçekleştirdi.

İşçi sınıfının öncü gücü TKP üzerindeki uzun yıllara yayılan likidasyon ve dağınıklık süreci sonlanıyor. TKP bugün eski-yeni yüzlerce yoldaşın iradesiyle yeniden toplanıyor.  TKP’yi yeniden ayağa kaldırmak hedefiyle yola çıkan Suphi’den Bilen’e Gelenek Yaşıyor Girişimi’mizin (SBGYG) örgütlediği “TKP Yasal Kuruluş Hazırlık Konferansı” çeşitli illerden 150′ye yakın delegenin katılımıyla 28-29 Ocak 2012 tarihlerinde İstanbul-Taksim’de Cezayir Toplantı Salonu’nda gerçekleştirildi. TKP’nin yasal alanda kuruluşunun Şubat ayı başında gerçekleştirilmesinin kesinleştirildiği konferansla TKP’liler 28-29 Ocak 1921′de Karadeniz’de katledilen 15 yoldaşın anısını taçlandırmış oldu.

28 Ocak 2011′de saat 10.00′da başlaması planlanan konferans, Bursa katılımcılarından Nurettin Kurtuluş yoldaşımızın sabah saatlerinde, etkinlik öncesinde geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetmesi üzerine öğleden sonraya ertelendi.

Bekir Karayel: TKP çalışmasını daha yukarı taşıyacak tüm genç yoldaşlara başarılar diliyorum!
28 Ocak 2012 saat 13.30′da başlayan konferans 1940′lı yıllarda TKP mücadelesine katılan, partimizin dünü ile bugünü arasındaki bağ, 91 yaşındaki çınar Bekir Karayel yoldaşımızın konuşmasıyla başladı. Bekir yoldaş konuşmasında TKP’yi yasal alana çıkaracak iradeyi gösteren tüm yoldaşları kutlayarak, TKP çalışmasını daha yukarı taşıyacak genç yoldaşları selamladı.

Nurettin yoldaşın anısı, mücadelemizde yaşayacak! 
Bekir yoldaşın konuşmasının ardından konferansımızın divan kuruluna aday gösterilen üyeler oylandı. Bileşenlerin oybirliğiyle aldığı karar sonucu divana geçen yoldaşlarımız ilk olarak Nurettin Kurtuluş yoldaşın yaşamı ve mücadelesinin anlatıldığı bir konuşma gerçekleştirdi. Konuşmanın ardından başta bu sabah hayatını kaybeden Nurettin Kurtuluş yoldaşımız olmak üzere tüm devrim şehitleri anısına saygı duruşu gerçekleştirildi.

Saygı duruşu esnasında hep bir ağızdan işçi sınıfının ortak marşı olan Enternasyonal Marşı söylendi. Saygı duruşunun ardından divan kurulu, gündem önerilerini SBGYG bileşenlerine sundu. Bileşenler divanın oluşturduğu 2 günlük gündem önerisini oy birliğiyle onayladılar. Gündemin onaylanmasının ardından önce çeşitli sebeplerle konferansa katılamayan yoldaşlarımızın mesajlarını okuyan divan kurulu sonrasında süreçle ilgili güncel değerlendirmeyi yapmak üzere komisyon temsilcisini kürsüye çağırdı.

Yapılan konuşmada, 28-29 Ocak 1921′de katledilenler gibi Nurettin Kurtuluş’un da 28-29 Ocak’ta aramızdan ayrıldığı belirtildi. TKP’mizin 1920′den bugüne süren zorlu mücadelesi anlatılırken TKP’nin yaşadığı likidasyonun ardından kadroların dergi, dernek, kültür merkezi gibi çeşitli öbekler etrafında örgütlenerek nihayet bugün SBGYG’yi kurduğu, SBGYG’nin de TKP’yi yeniden kendi adıyla ayağa kaldırma iradesi gösterdiğinin altı çizildi. Marksizm’i-Leninizm’i bayrak edinen, yığınlara ulaşmış kitlesel bir TKP’nin emperyalistlere, kapitalistlere, Ortadoğu halklarının sürüklenmeye çalışıldığı uçuruma en güzel cevap olacağını dile getirildi.

1940′lardan 2010′lara TKP’liler mücadeleyi yükseltiyor!
Yapılan konuşmaların ardından divan kurulu sürece ilişkin katkı ve yorumlar gündemini başlattı. İşçi sınıfı mücadelesine 70′li, 80′li, 90′lı yıllarda, 2000′li ve 2010′lu yıllarda atılan yoldaşların konferansı selamlayan konuşmaları TKP’nin ve Türkiye işçi sınıfının güneşli günlerinin habercisi niteliğindeydi. Katılımcılar TKP’mizin dünü ve bugününe ilişkin yaptıkları yorumlarda sınıf mücadelesinin tüm zorluklarına rağmen hiçbir dönem durmadığını ve bugün daha da yükseğe taşınacağını gür sesle haykırdılar. Sürece ilişkin katkı ve yorumların ardından konferansa kısa bir ara verildi.

TKP 2012 Programı ve Tüzüğü oybirliğiyle onandı!
Aranın ardından divan kurulu İstanbul’da Avrupa ve Anadolu yakaları, Ankara, Mersin, Zonguldak, Bursa illerinde gerçekleşen 11 ayrı toplantı ve suphibilen.org aracılığıyla TKP Program Taslağı’na sunulan katkılar sonucu oluşan son TKP Program Taslağı’nı sunmak üzere program hazırlık komisyonunu temsilcisi kürsüye çağırıldı. Program taslağının açıklanmasının ardından eleştiri ve katkıları dile getirdiler. Programda gerçekleştirilen değişikliklerin oylanmasından önce konferansa kısa bir ara daha verildi.

Aranın ardından TKP Program Taslağı’nda gerçekleşen son değişiklikleri tartışmaya başlayan SBGYG bileşenleri “kadınların çalışma koşulları”, “kafa-kol emekçileri/beyaz-mavi yakalı emekçiler kavramları”, “Ortadoğu”, “Emperyalizmin Müslüman Ortadoğu halklarına gerçekleştirdiği saldırılar, Türkiye’nin tutumu, komünistlerin tutumunun ne olması gerektiği”, “hayvan hakları”, “özelleştirmelere karşı alınacak tutum ve özelleştirilen kurumlarımız”, “asgari ücret ve insanca yaşam hakkı”, “HES’ler, nükleer santraller ve enerji sorunu” ve daha pek çok konu hakkında yoğun bir tartışma gerçekleştirdiler. Hazırlanan yeni TKP Programı her kelimesi tüm yoldaşlarca dikkatlice incelenip eleştirilerek konferansın ilk günü saat 20.00′a, ikinci günü (29.01.2012) öğlen saatlerine kadar süren tartışmalar sonucu karara bağlandı. Oy birliğiyle alınan kararlar sonrasında dünya komünist hareketine örnek olacak bir belgeyi ortaya çıkarmanın haklı gururunu tüm katılımcılar paylaşmaktaydı.

Demokratik merkeziyetçilikten vazgeçmeyeceğiz!
29 Ocak 2012′de gerçekleştirilen konferansın 2. günü program tartışmalarının sonlanmasının ardından yeni TKP Tüzüğü’nün tartışılmasıyla devam etti. Tüzük komisyonu adına tüzük taslağına yönelik olan bazı eleştiriler yanıtlandı. TKP’nin ana ilkelerinden olan demokratik merkeziyetçiliğin hem merkeziyetçiliği savunanlar hem de merkeziyetçiliğe karşı olanlar tarafından eleştirildiği dile getirilirken, dünya komünist hareketinin temel ilkelerinden olan bu maddenin savunucusu olmaya devam edilmesi gerektiği vurgulandı. Açıklamaların ardından divan kurulu yeni TKP Tüzüğü’nü oylamaya sundu. TKP’mizin 2012 Tüzüğü tüm konferans katılımcılarının oy birliğiyle onandı. Tüzüğün onanmasa ardından konferansa kısa bir ara daha verildi.

Aranın ardından divan kurulu “TKP’nin yasal başvuru sürecine ilişkin değerlendirmeler” gündemini başlattı. TKP’nin yasal kuruluşu için son adımın kurucu üyeleri belirlemek olduğu açıklandı. Bekir Karayel ve Meryem Karayel yoldaşlarımızın kurucular arasında yer alması önerileri “TKP yaşıyor, savaşıyor” sloganları eşliğinde oy birliğiyle kabul edildi.Kurucular listesinde yer almak isteyen yoldaşlarımız divan kurulu önünde kuyruk oluşturdular. Genç, yaşlı birçok katılımcı “biz TKP’liyiz” diye haykırmak için divan kurulunun hazırladığı listeye adlarını yazdırdı.

TKP kendi adıyla, orak-çekiçli logosuyla sosyal ve siyasal yaşamdaki meşru yerini alacaktır!
Kurucu üyelik taleplerinin toplanmasının ardından konferans hukuksal sürecin nasıl işleyeceği, olası engellerin neler olduğu ve bunların nasıl aşılabileceğine ilişkin bilgilendirmeleri içeren konuşmalarla devam etti. Konuşmaların ardından konferans pek çok katılımcının sürece ilişkin soruları ve katkılarıyla hareketlendi. Katılımcıların istisnasız hepsi konuşmalarında; Marksizmi-Leninizm’i benimseyen, logosu orak, çekiç, yıldız; marşı TKP Marşı olan TKP’mizin tarihi adı ve logosuyla siyaset sahnesindeki yerini alması ve bu uğurda ne gerekirse yapılması gerektiğini belirttiler.

Süreç değerlendirmesinin sonrasında divan kurulu öneri ve dilekler gündemini başlattı. Gündem konferans katılımcılarına müjdeli haberlerin duyurulmasıyla başladı. İlk sözü alan yoldaşımız TKP’nin internet sitesinin duyurusunu gerçekleştirdi. Türkiye Komünist Partisi’nin resmi sitesi bundan sonra http://www.tkp.org olacak. Partimizin tarihsel adını taşıyan internet sitesinin duyurusu konferans katılımcıları tarafından coşkuyla karşılandı.

Ardından Ankara’dan yoldaşlarımız söz alarak TKP’nin Genel Merkezi için Kızılay’da merkezi bir konumda yer bulunduğunun ve bu yerin tutularak hazır hale getirildiğinin haberini konferans katılımcılarıyla paylaştı.

Ankara’daki yoldaşımızdan sözü devralan divan, mücadeleye 40′lı yıllarda katılan Ali Eriş ve Şahabettin Bakırsan yoldaşların TKP Kurucu Üyeleri arasında yer alma taleplerini konferansa ilettiklerini belirtti. Coşkuyla karşılanan bu talebin ardından söz alan yoldaşlar Ataşehir, Ümraniye, Kadıköy bölgesinde örgütlenme çalışmalarını üstleneceklerinin sözünü verdiler.

Bu güzel haberlerin ardından divan kurulu partinin yasal kuruluşu aşamasında işçi, öğrenci, işsiz tüm yoldaşların kendilerini zora sokarak, fedakârca gerçekleştirdikleri maddi ve manevi katkılardan bahsederek bu coşkulu haberlerin bu katkıların ürünü olduğunu belirtti.

Türkiye işçi sınıfının öncü gücü TKP’yi yeniden ayağa kaldırma iradesi gösteren kadroların “TKP Yasal Kuruluş Genel Hazırlık Konferansı” www.tkp.org anasayfasında yer alan “TKP I. Kongresi’nin Sonunda Mustafa Suphi Yoldaş’ın Konuşması”nın okunmasıyla geçmişe selam edilmesinin ardından tüm katılımcıların gür sesle “TKP Marşı”nı okumasıyla sona erdi.

İki gün süren konferansta oturumlardan verilen kısa aralara katılımcıların tüm konuşmaları tek bir gündem üzerine odaklanmıştı: “Partiyi kitlelerle buluşturmak”. 17 yaşındaki genç yoldaşlardan 91 yaşında Bekir Karayel yoldaşımıza kadar tüm katılımcılar TKP’nin yasal alana çıkışının coşkusu içinde yüreklerinde coşku, kulaklarında “TKP’de dolsun saflar” ezgisiyle geçirdikleri iki günün sonunda mücadeleyi daha yukarı taşımak, işçi-emekçi halk yığınları arasında yaymak için bölgelerine doğru yola çıktılar.

28 Ocak 2012 Cumartesi

15'lerden sesleniş: Sosyalizm Kazanacak!

Asaf Güven Aksel bugünkü köşe yazısında 91 yıl önce, 28 Ocak'ı 29 Ocak'a bağlayan gece katledilen Mustafa Suphi ve 14 yoldaşını yazdı. Aksel, yazısında Suphi'yle, 15'lerle söyleşti ve onların mücadelesi üzerinden bugüne seslendi.
soL yazarı Asaf Güven Aksel bugünkü "Suphi yoldaş, nasılsın?" başlıklı yazısında 91 yıl önce katledilen Mustafa Suphi ve yoldaşlarını yazdı. 15'lerin en küçük bir tereddüt yaşamadan uğruna ölüme gidebildikleri mücadelelerinin bugün de ayakta olduğunu vurgulayan Aksel, "Belki isminizi, cisminizi değil, ama, hazinenizi, sırrınızı biliyoruz. Parti fikriyatını. Örgütü. Bunun Türkiye topraklarındaki cisimleşmiş hali için uğraşınızı, yaşamınızı bu uğurda feda edişinizi unutmuyoruz. İştirakiyun düşmüş yola, fırka, teşkilat... Teşkilat! Sınıf meselesinin ruhu! Bunu devraldık da, geliyoruz. Doğrusu, bunu devraldığımız için gelebiliyoruz. Açıksa alnımız, eğmediysek hiçbir güce boynumuzu, duraksamadıysak, sınıf meselesinin ruhunu, teşkilatı öğrettiğinizdendir" diyor.
"Suphi yoldaş, nasılsın?"
Sızlıyor mu yaraların, yaralarınız diye sormak nafile. Sızlıyordur, biliyoruz. Yanıyordur hâlâ ciğerleriniz, biliyoruz. Bağışla, bağışlayın. Dindiremedik tümden acınızı, alamadık o hançerin kabzasını elimize henüz.

Ama yoldaş, ama yoldaşlar, size geliyoruz. Bağışla, bağışlayın, henüz kızıl bir başkent değil, hatta uzun zamandır bağımsız bir cumhuriyet kenti bile değil huzurunuza çıkacağımız Ankara. Ama yoldaş, ama yoldaşlar, 91 yıldır “mıh gibi çakılı”sınız aklımızda, size geliyoruz.

Çoğunuzun ismini bile bilmiyoruz, tarihin kütüğüne işleyemedik, bağışlayın. Özlediğimizi söylesek yalan, çoğunuzun cismini bile bilmiyoruz, affedin. Sesiniz yok kulağımızda, nasıl gülerdiniz, bilmiyoruz. Kimdi sevdiğiniz, neydi gözlerinizin rengi, uzun muydu boyunuz, üşüyor muydunuz o gece, bilmiyoruz.

Ama çoğunuzun ismini cismini bilmesek de, “15’ler” diyorsak da, 91 yıldır size layık olmaya çalışıyoruz. Birer isimsiz olarak yanınızda yer almakla övünüyoruz.

Sizden öğrendik, sizi öldürenlerin, eserlerinizi, yadigârlarınızı da yok etmelerine acıklanmamayı. 15 isimsiz komünistin, yaşayan bir işçiden farkı olmadığını, isminin, cisminin hiçliğini siz öğrettiniz. “Eh!” demeyi devraldık kurduğunuz partiden, “eh, bu sınıf mücadelesidir” demeyi, acıları içimize gömüp, arkaya bakmadan yola devam etmeyi miras bıraktınız.

Uçmayı koyduk kafamıza sizin gibi, bildik ki, kuş ölümlüdür!

Alnımız açık, başımız dik geliyoruz size. En önemli mirasınızı üstlenmiş olarak, partiyle, isimsiz parti neferliğiyle, yürümeyi sürdürmekle, umudu yaşatmakla çıkıyoruz huzurunuza.

Vazgeçmeden! Unutmadan!

Maddeden ayrı ruha inanmıyoruz, hayır, ama kendimize her dönüp bakışımızda, size hesap vermeyi sürdürüyoruz. Boşuna değildi yoldaş, öldüğünüzle kalmadınız yoldaşlar diyebilmenin vakarıyla doluyuz. Varsın mistik olsun, rahat uyuyun demek geliyor içimizden. Bakın işte, geriyoruz göğsümüzü, partiniz, Türkiye Komünist Partisi yaşıyor, savaşıyor sizden 91 yıl sonra da! Maddeden ayrı ruha inanmıyoruz, hayır, ama bakın ki sevgili yoldaşlar, bir nebze olsun dinsin sızılarınız...

Belki isminizi, cisminizi değil, ama hazinenizi, sırrınızı biliyoruz. Parti fikriyatını. Örgütü. Bunun Türkiye topraklarındaki cisimleşmiş hali için uğraşınızı, yaşamınızı bu uğurda feda edişinizi unutmuyoruz. İştirakiyun düşmüş yola, fırka, teşkilat...

Teşkilat! Sınıf meselesinin ruhu! Bunu devraldık da, geliyoruz. Doğrusu, bunu devraldığımız için gelebiliyoruz. Açıksa alnımız, eğmediysek hiçbir güce boynumuzu, duraksamadıysak, sınıf meselesinin ruhunu, teşkilatı öğrettiğinizdendir.

Parti... Ortak siyasal düşüncenin organı. Bu kadar mı? Hayır. Kendisini diğerlerinden ayıranlar da demek parti. Biz öğrendik ki sizden, diğerlerinden kendinizi komünist olarak tanımlamakla bile ayırmanız yetmez. Kaale almaz bir düzen, birey kalanları. Öğrendik ki, iktidar, örgütlü güçtür. Sınıf mücadelesi, dediniz, iktidar mücadelesidir. O zaman, güce karşı güçse bu, anladık, neden teşkilattır meselenin ruhu, anladık nedir parti de, öyle geliyoruz...

Sizi unutmayan, ideallerinizi paylaşan insanlar olarak çıkmıyoruz karşınıza sadece, hayır! O insanlardan oluşan bir güçle, bir parti olarak geliyoruz. Aklımızı, bilgimizi, duygumuzu, nefretimizi, aşkımızı, kara gözümüzü, sarı saçımızı döktük bir potaya, eridik, hemhal olduk da geliyoruz...

Kızıl değil henüz başkent, “saray mahlesinde” yok işçinin diktiği heykel hâlâ, biliyoruz, bağışla, bağışlayın, ama ak alnımız, eğilmemiş boynumuzla çıkıyoruz huzurunuza! Kırıla kırıla geçtik de, evveli ahir yaptık da geliyoruz...

Size, sizi getiriyoruz yoldaşlar. Türkiye Komünist Partisi’ni getiriyoruz. Ankara’ya, gözlerinize bakıp, “amelelerin, rençberlerin kızıl İstanbul’u” sözünü vermeye geliyoruz...

Bilmiyoruz çoğunuzun ismini cismini. İşte, ismimimizi cismimizi sildik de, benleri biz kıldık da, geliyoruz.

Dillendireceğimiz çağrı budur bugün. İsmini, birikimini, biricikliğini, hırsını, benini, kendi önüne tümsek yapanlara sesleneceğiz. Kuytudakilere, sinmişlere, güçsüzlere, yılmışlara, kendi derdine düşmüşlere, korkmuşlara, umutsuzlara sesleneceğiz.

Örgütlenin! Umuda, aydınlığa, geleceğe, eşitliğe, kardeşliğe el verin! Pazara çıkarılamayan değerler dünyasına, insana, sosyalizme omuz verin! İmzanızı “kollektif” diye atabilmeye gelin! “Ameleler, rençberler, münevverler, gençler! Örgütlenin!”

Evet, katlinize sebep olan kelimeyi yüksek sesle tekrarlamaya geliyoruz. 15 kişi değildi onları kapkara bir telaşa iten, biliyoruz. Telgraflar yağdırdılar ya hani: Örgütlenecekler!

Kişiler değildi meselenin ruhu, örgüttü, biliyorlardı, biliyoruz.

15 kişiyi öldürdüler Karadeniz’de. En iyileri, en seçkinleri. Öldürdüler. Eğer isimsiz cisimsiz olmasaydınız, ne kolay bir başarıydı! Ama siz, 15 partiliydiniz. Parti! Onu yok edemediler...

91 yıl sonra, o yok edilemeyenle, örgütle, partiyle geliyoruz...

Tarih, Ayşe değil, Ahmet değil, rakam değil, orada parti vardı yazacak. 10 Eylül 1920’de kuruldu diyecek, dört ay sonra önderliği yok edildi diyecek, 29 Ocak 2012’de Ankara’daydılar diyecek... Adımız, Türkiye Komünist Partisi olarak geçecek. Adınız gibi... Budur öznemiz tarihte kurulan cümlelerde...

Ne yazık, ismini cismini paylaşamayanlara, öznesizlere!

Ve bir gün, sorulacak: Suphi! Ethem! İsmail! Kâzım! Şefik! Hakkı! İsimsizler! Koskoca bir parti yanıtlayacak: Burada!

Ve bir gün, şöyle bir ayağımı da altıma alıp, bir kez daha, usulca soracağım. Suphi yoldaş, nasılsın? Yanıtını bilmenin keyfi suratımda...

Gelecek zaman kipi geçmişe evrilmiş bir şarkıyı söyler gibi... Sosyalizm kazanacak!

Asaf Güven Aksel - soL

27 Ocak 2012 Cuma

PKK ve BDP Hizbullah’ın çıkışına nasıl bakıyor?/ Analiz

Hizbullah geçen hafta yeni bir manifesto yayımladı. Manifesto’da örgüt ilk kez kendisini ‘İslamcı bir Kürt partisi’ vurgusunu öne çıkardı. PKK ile çatışmaya girmeyeceği mesajı veren Hizbullah, örgütleme çalışmalarını esas alacağını belirtti. Ancak, örgüt silahlı mücadele konusunda ise kapıyı açık bıraktı.

Peki Hizbullah’ın manifestosunu PKK nasıl algıladı? PKK Hizbullah’ın çıkışını nasıl değerlendiriyor?

Şu ana kadar PKK cephesinden resmi bir açıklama gelmedi. Örgütün önde gelen liderleri de Hizbullah’ın çıkışı konusunda herhangi bir değerlendirme yapmadı. BDP de aynı biçimde Hizbullah'ın söz konusu manifestosuna ilişkin konuşmadı.

90’lı yıllarda Batman, Kızıltepe, Diyarbakır, Mardin, Silvan’da birbiriyle kanlı bıçaklı olan Hizbullah ile PKK arasında yeni dönemde bir ittifak olabilir mi?

Hizbullah’ın manifestosunda 90’lı yıllardan farklı olarak ilk kez ‘Kürt’ ve ‘Kürtçe’ vurgusu çok keskin bir şekilde dillendirilirken, örgüt aslında bir süredir PKK’ya ‘çatışmak istemiyoruz’ mesajları veriyor. Nitekim Manifestolarında da ‘çatışmayacağız’ söylemi net bir şekilde aktarılıyor.

PKK ve BDP’nin dikkat çeken suskunluğunun ardında ‘Hizbullah’ın mesajının’ alındığı ve olumlu karşıladığı yorumu çıkarılabilir. Öncelikle PKK çevreleri, Hizbullah’ın ‘Kürt’ vurgusunu öne çıkarmasından memnun. PKK, Hizbullah’ın bölgede kendilerinden çok AKP ve Gülen cemaatiyle bir rekabet içerisinde olacağını düşünüyor.

Son yıllarda Gülen cemaatiyle ciddi bir çatışma yaşayan PKK ile Hizbullah’ın Gülen cemaatine karşı altan alta bir uzlaşmaya dahi gidebileceği yorumları yapılıyor. Nitekim Hizbullahçıların, AKP ve Gülen cemaatinin tabanının bir kesimini kendi yanlarına çekme potansiyeli de hayli yüksek görünüyor. Bundan dolayı, PKK’nın Hizbullah ile önümüzdeki süreçte herhangi bir çatışmaya girmesi pek olası görünmüyor.

Başörtü için örgütün Diyarbakır ve Van gibi kentlerde düzenlediği eylemlere onbinlerce kişi katıldığı dikkate alındığında, esas kavganın Hizbullah ile cemaat arasında olacağını söyleyebiliriz. Nitekim Gülen cemaati de Hizbullah ile uzun yıllardan beri güç mücadelesi veriyor.

Hizbullah’ın PKK’ya ‘çatışmayacağız’ mesajı dışında ikinci önemli mesajı da "özerklik, federasyon ve bağımsızlık gibi tüm seçeneklerin tartışılabileceğini" söylemesi... Hizbullah, bu konuda İslami açıdan bir sakınca görmediğini, ancak kendi çözümlerinin  İslami bir yönetim olduğunu belirtiyor. Bu da Hizbullah için yeni bir durum. İslami yönetimi dışında diğer seçenekleri dışlamaması yine örgütün PKK çevresine verdiği bir mesaj olarak okunabilir.

Hizbullah'ın yeniden ortaya çıkarak ‘bende varım’ demesi bölgede dengeleri değiştirecek gibi görünüyor. Yakın dönemde tıpkı KCK operasyonları gibi bölgede Hizbullah’a yönelik AKP-Cemaat çıkışlı operasyonlar olursa hiç şaşmamak gerekiyor. Şimdilik örgütün çıkışından en fazla memnun olan tarafın PKK olduğunu söyleyebiliriz.
Selçuk Yıldız / BHA

Duruşma salonunda ve Oda TV Davası’nda neler oluyor?

23:15
Odatv davasındaki tüm sanıkların tutukluluğunun devamına karar verildi. Duruşma tarihi 12 Mart'a atıldı. Karar oy birliğiyle verildi.

20:43
Talepler bitti. Karar için 22:30'a kadar ara verildi.

20:35
Müyesser Yıldız (Uğur)'un avukatı: Müvekkilim biat etmeyecektir.

20:26
Av. Bayraktar: 1972'de komünist parti davasında örgüt değildir kararı vermiştir. Bu gün 1972'nin de gerisindeyiz.

20:24
Köksal Bayraktar: Silahlı örgütten yargılanıyoruz. Nerede benim silahım, hani?

20:21
Köksal Bayraktar: Bu dava bir sansür davasıdır.

20:19
Köksal Bayraktar: Nedim Şener tam 35 kilo verdi. Vücudunun üçte biri kaybetti.

20:17
Nedim Şener'in avukatı Köksal Bayraktar: Bu tutukluluktan Türkiye hiçbir şey kazanmadı, çok şey kaybetti.

20:15
Yurdakul'un avukatı: Tutuklulukta hiçbir menfaat kalmamıştır. Bu adamlardan hangisi kaçacak.

20:14
Doğan Yurdakul'un avukatı konuşuyor...

19:40
Hakim, gazeteci Banu Güven'e "bize şike davasında spiker lazım" dedi. Banu Güven "ben yapmayayım" dedi. Hakim: "şaka yapmıştım" diyerek güldü.

19:26
Soner Yalçın'ın avukatı Duygun Yarsuvat savunmayı bitirdi. Duruşmaya ara verildi.

19:24
Hakim avukata tamamlamasını söyledi. Avukat itiraz etti:"biz bugün 10'da buradaydık.11'de başlattınız duruşmayı"

19:08
Ahmet Şık'ın avukatı konuşmasını bitirdi. Soner Yalçın'ın avukatı Duygun Yarsuvat konuşuyor.

18:50
Hakim: Ben size zaman vereceğim İlkiz: Ben istemiyorum. Gerginlikten sonra Ahmet Şık'ın diğer avukatı Akın Atalay söz aldı.

18:48
Soner Yalçın'ın avukatı çıkınca Ahmet Şık'ın avukatı Fikret İlkiz itiraz etti: "Geçen sefer ki gibi bize süre kalmayacak. Geçen duruşmada söz almayalım demiştik."

18:40
Avukatlar savunmalara devam ediyor...

18:15
Yalçın Küçük'ün avukatı savunmasını bitirdi. Duruşmaya ara verildi.

18:10
Yalçın Küçük'ün avukatı devam ediyor...

17:53
Avukatların taleplerine geçildi.

17:50
Müyesser Yıldız tahliyesini talep etti.

17:48
Müyesser Yıldız: Birileri bizim burada kalmamızı istiyor. Bir kısmımız ipotek kalalım. Sait'le Coşkun öğrenci bırakın okusunlar. Barışlar yeni evli, Doğan Yurdakul hasta onları bırakın.

17:47
Müyesser Yıldız: Bu dava ülkenin ayağında bir pranga haline geldi.

17:45
Hanefi Avcı: Kitabı kendim yazdım. Kimseden yardım almadım. İki gün savunma yaptım.

17:43
Ahmet Şık: Herhangi bir talebim yok.

17:41
Nedim Şener: Kızım ve eşim için tahliyemi talep ediyorum.

17:40
Nedim Şener: Burada karatılmak istenen şey Dink cinayetidir.

17:37
Nedim Şener'in talebi alınıyor. Son ek savunmasını tekrar ederek, "2009'da yazdığım kitapta Dink cinayetindeki ihmalleri yazmıştım hoşlarına gitmedi. Ne yapacaklar? Ellerindeki Ergenekon davası’na sıkıştırdılar."

17:35
Nedim Şener: Biz hukuk devleti miyiz? Polis devleti miyiz?

17:33
Doğan Yurdakul: Bu dava soğanın cücüğü ile adam öldürmeye benziyor. Tahliyemi talep ediyorum.

17:32
Doğan Yurdakul'un talebi alınıyor...

17:28
Sait Çakır: Suç işlememiş kimseler cezai işleme maruz kalıyorsa, onlar yurttaş değil düşman statüsün dediler. Biz de burada düşman statüsündeyiz.

17:23
Sait Çakır: Bütün faaliyetler yasal. Örgüt suçlaması, bu iddianamenin en zayıf suçlamasıdır. Velev ki örgüt var, tek suçu gizli olması olurdu.

17:20
Sait Çakır: Türkiye bir geçiş döneminde...

17:05
Coşkun Musluk söz aldı. İnsanın Yalçın Küçük'le dost diye, Odatv'de yazar diye 11 aydır tutuklu bulunması suçtur.

17:02
Barış Pehlivan: Bu iddianame Zaman ve Samanyolu gibi haber yap diyor ama yapmadım, yapmayacağım.

16:59
Barış Pehlivan söz aldı ve hard disklerin neden şimdiye kadar TÜBİTAK'a gönderilmediği sordu. Bu mu adalet dedi.

16:58
Barış Terkoğlu: Ben bu iddianameyi madalya taşır gibi taşıyacağım. Sizde bir taç gibi başınızda taşıyabileceğiz kararlar verin.

16:56
Barış Terkoğlu: O hakimlerin çocukları bugün başlarını eğiyorlardır bir Nazım Hikmet şiiri okudukları zaman...

16:54
Barış Terkoğlu: Bizim tarihimizde Nazım Hikmet, Sabahattin Ali, Aziz Nesin var. Yazdıklarından dolayı hapis yattılar.